Ayşegül Kaycı 

 DUVARLARIN BELLEĞİ 

“Bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz? Ne okuduğuna bakın, ne seyrettiğine bakın, duvarlarına ne astığına, raflarına ne koyduğuna, nasıl konuştuğuna, nasıl dinlediğine bakın. Yapmanız gereken tek şey bakmaktır. Bunlar size onun ruhunun nerede olduğunu gösterir.”

Ramtha

 

Yıllar önce babamın eski, siyah renkli cüzdanının karanlık bölümünden özenle çıkarıp hiç dokundurtmadan tekrar yerine koyduğu, sadece bakmamıza izin verdiği, kardeşim ile yan yana çekilmiş çocukluk fotoğrafımız tam karşımda duruyor. Duvarımda. Babamın kendine özgü o saflığı ile incelik ve dikkat içeren o davranış biçimi, bugün bile, fotoğrafın kendisi kadar şaşkınlık ve hayranlık duymamı sağlıyor. Fotoğrafın arkasına yine özenle yazılmış isimlerimiz ve tarih, ’1990 yılı, Ayşegül ve Songül’, bu fotoğrafı zihnimde ayrı bir yere konumlandırıyor. O küçük çocuklar, çocuk olduklarını yıllar sonra bu fotoğraf ve bilgiler ile öğrendiler.

Kendi hayatıma dair bunun gibi küçük ayrıntılar, çeşitli buluntu nesneler ve ürettiğim fotoğrafları yan yana getirip özgürce değiştirebileceğim bir deneyim alanı oluşturuyor. Bu durum, başka insanların da kendi dünyalarında ve ev içi ortak alanlarda hem bireysel hem de kültürel anlamda kurdukları bağlar ve estetik ortamlarını nasıl düzenlediklerine dair merakımı tetikliyor. Ne tür nesne ya da fotoğrafları özel bulduklarını, hangi aşamalardan geçirdikten sonra bunları duvarlarına astıklarını bilmek istiyorum. Coğrafyanın, mekânın, bireyin belleği, anlatıları ve başkalarına gösterdikleri, benim için her zaman ilham kaynağı olmuştur. 

Değiş Tokuş kapsamında, çok kültürlü etnik yapısı ile her zaman merak ettiğim, daracık sokaklarında yürümek istediğim, tarihi köylerinde bulunan gizemli iç mekânlarında bulunmak istediğim Mardin Midyat’ta bir proje yapma imkânı doğduğunda, gözlerimi proje ortağım İmran’a emanet ederek Midyat’ın merkezinde veya köylerinde yaşayan farklı etnik kökenlerden ve sosyo-ekonomik sınıflardan insanların evlerinde veya işyerlerinde duvarlarını nasıl düzenlediklerine bakmak istedim. 

Tipolojik bir yaklaşımla, Midyat’ın kendine özgü mimari çeşitliliği içerisinde, insanların başkaları için en görünür kıldıkları duvarlarında nesneler, fotoğraflar, resimler veya başka önemli buldukları şeyleri nasıl sergilediklerine odaklandım. Kimileri kişisel tarihleri açısından önemli bulduklarını duvarlarında gözler önüne sererken kimileri boş bıraktıkları duvarlarıyla buna dair çok ipucu vermemeyi yeğliyor. Bazı duvarlarda tek bir nesne öne çıkarken bazılarında da çok farklı nesnelerin bir araya geldiği bir estetik tercih ediliyor.

Genel olarak Midyat’ın merkezinde, evlerin ve işyerlerinin duvarları daha kimsesiz gibi. Aidiyetsiz, kimliksiz ya da coğrafyası olmayan, bağını çoktan yok etmiş, bir tür kadersizler. Tarihi yapıların bazılarının varlığı hâlâ sürse de duvarları boş tutulup kendi haline bırakılmış. Geçmişe dair izler neredeyse görünmez olmuş. Öte yandan şehir merkezinden çevre köylere doğru biraz uzaklaştıkça, ev dediğimiz mahrem alanların duvarları kimi yerlerde kendiliğinden oluşan veya gelişigüzel yerleştirilmiş, kimi yerlerde ise bilinçli bir tercihle düzenlenmiş ‘sergi’ alanlarına dönüşüyor. Adeta kendine özgü, bir çeşit minimal müzeleri çağrıştırıyorlar. 

Umuyorum ki ‘Duvarların Belleği’, coğrafya, mekân, bireysel bellek, toplumsal bellek ve bunların başkalarıyla paylaşımına dair benim gibi size de pek çok soru sordurur. 

PROJE EKİBİ: AYŞEGÜL KAYCI (İZMİR) & İMRAN ATASAL (MARDİN)