Fatma Çelik 

 BİR CEHENNEME BAKMAK 

Çocukluğumun karmaşık ve dar sokaklarından şehrin dışına yaptığımız yürüyüşler, Hevsel ile buluşurdu. Babaannemin torbalarla getirdiği marullar, reyhanlar, tuziklar ve daha nice otlar, kiminin Aden bahçeleri dediği Hevsel’den geliyordu evimize. Adem ve Havva’yı bilmem ama biz düştüğümüzden beri cennet kabul ettik ‘Efsel’i...

100 kiloya varan karpuzlarını, tadı eşsiz kum şeftalisini, yüzlerce farklı kuşun nasıl temaşa ettiğini yazmıştır yolu Diyarbekir’e düşen seyyahlar. Kimi şairler de bir dönem Hevsel’e akan şehrin ‘haram’ suyunu: “Haram sudan atladım, mantin çarşaf topladım, muradım olsun diye her derdine katlandım.”

Hevsel’e akan suyun haram olup olmadığını bilmem, haram sudan atlayanların muradlarının olup olmadığını da. Ama Hevsel’de eskisi gibi çok çeşitli bahçelerin olmadığını ve orada bahçecilik yapanların 2015-16 yıllarında süren savaş sonrasında yerlerinden edildiklerini biliyorum. Yine de Hevsel bereketiyle orada duruyor. 

İlk başlarda, Hevsel’den aldığım ilhamla pandemi sürecinde İzmir’in ‘cennet bahçeleri’nin peşine düşmek ve proje ortağım Merve aracılığıyla oralara yolculuklar yapmak istedim. Fakat bu bahçeleri ararken farkına vardığım, Gaziemir Emrez Mahallesi'ndeki bir radyoaktif atık çöplüğünün varlığı, cennet yerine nasıl bir cehenneme itildiğimizi yeniden hatırlattı bana.

Hevsel’den Gaziemir’e bakmak, kimin eliyle olduğu bilinmeyen bir cennetten insan eliyle olduğu bilinen bir cehenneme bakmak gibi. Ömer Hayyam'ın “cennet de sendedir, cehennem de” diye haykırması gibi…

   

İkisinin de tam tarihi bilinmiyor. Hevsel’e ilk ağacı kimin ektiğini bilmiyoruz. Gaziemir’e ilk radyoaktif atığın nasıl geldiğini de. Türkiye’de nükleer santral yokken, radyoaktif madde girişi yasakken kim, nasıl ve neden getirdi? Bunların tam bir cevabı yok. Tam olarak ne kadar radyasyonun olduğu, oradaki canlıları nasıl etkilediğini de bilmiyoruz.

Tek bildiğimiz Emrez Mahallesi’nin orta yerinde ara ara tüten siyah dumanlar ve geceleri yoğunlaşan keskin koku. Mahallede kanser vakalarının ve anomalilerin arttığını duyuyoruz. Bir insan için güvenli olan radyasyonun 7 bin 219 katı radyasyon ölçüldüğünü duyuyoruz. Fakat neden tam kapsamlı bir ölçüm ve inceleme yapılmadığını bilmiyoruz. 

Tüm bu radyasyon kirliliğinin üstüne bir de bilgi kirliliği eklenmiş durumda. Bu çifte kirliliği yorumlamak adına, Merve’nin çektiği güncel fotoğrafları bu çöplükle ilgili gazetelerde yayımlanmış çeşitli haberler ve attığım manşetlerle birleştirmeyi denedim. Ve gazetelerin orijinal tasarımlarına da sadık kalarak kendi haber küpürlerimi oluşturdum. 

 

Ağaçlar tutunamasa da toprağa, mahalleli orada yaşamaya, çoban hayvanlarını otlatmaya tavuklar toprağı eşelemeye, kadınlar ot toplamaya, çocuklar oyun oynamaya, sular akmaya devam ediyor.

 

Dante haykırıyor yine:
“Ey anlatılması zor bu yerde

oturan en büyük lanetliler, 
koyun ve keçi olsaydınız keşke” 

(İlahi Komedya, Cehennem, 32. Kanto, 13-15. dizeler)

​Manşet-haber eşleşmeleri:
İzmir’in orta yerinde radyoaktif atık: Sözcü, 14 Haziran 2021 
Tehlike büyüyor: Cumhuriyet, 26 Mayıs 2021
Radyasyon kirliliğine bilgi kirliliği karışıyor: Merve Güçlütürk'ün röportajlarından
Gaziemir’deki artan kanser vakalarının nedeni Europium 152 mi?: DHA, 6 Ocak 2021
Çözüm toprakla örtmek mi?: DHA, Yeniçağ, 6 Ocak 2021 
Nükleer atık zehir saçıyor: Cumhuriyet, 25 Mayıs 2021
7 bin 219 kat radyasyon!: Sözcü, 14 Haziran 2021 
‘Kapsamlı bir inceleme yapılmalı’: Merve Güçlütürk'ün röportajlarından
11 dakikalık ‘Duran Adam’ eylemi: Gaziemir Belediyesi, 24 Ağustos 2021

PROJE EKİBİ: FATMA ÇELİK (DİYARBAKIR) & MERVE GÜÇLÜTÜRK (İZMİR) GAZETE TASARIMLARI: SERDAR DARENDELİLER