Meltem Şendağ 

 DİJİTAL TEKNOLOJİLER VE PLATFORMLAR ÜZERİNDEN DEĞİŞ TOKUŞ 

Değiş tokuş, yani ‘verme’ ve ‘alma’, en eski zamanlardan beri hayatın merkezinde yer almış olsa da, tarih bize gösteriyor ki, aslında hiç eskimeyecek ve sürekli yeniden şekillenecek olan kavramlar. (1) Değiş tokuşun ne şekilde olduğu veya olması gerektiği tartışmaları hayatın her alanına değebilir, hatta insan doğasının ne olduğuna kadar gidebilir. O kadar derinlere inmeden, aşina olduğumuz tarih anlatısına hızlıca baktığımızda, insanlar arasındaki değiş tokuşu kolaylaştırmak için paranın icat olduğunu görüyoruz. Tarihi hızla ileri sararsak, bir noktada değişim birimi olan para tek tipleşti, sadece devlet ve bankaların üretebildiği, borç üzerine kurulan bir sistemin temel taşı haline geldi. Bunun etrafında oluşan ekonomik anlatı bugün bizlere sürekli ekonomik büyümeyi ve tüketim kültürünü telkin ediyor; insan doğasında baskın olanın ‘öz-çıkar’ olduğunu söyleyerek, insanı ‘bencil ve kendi çıkarını maksimize etmeye odaklı’ bir varlık olarak tanımlıyor. Bu anlayış ise rekabetçi ve materyalist bir toplumu kutsayarak, rasyonel olanı bu şekilde tanımlıyor.

          

İnsan öz-çıkar odaklı bir varlık mıdır, bunun net bir cevabı var mıdır bilemiyorum. Belki de kurulan yapılara, sistemlere ve en çok da duyduğumuz hikâyelere göre şekil alıyoruz. Günümüz dünyasında duyduğumuz ve içerisinde yer aldığımız hikâyelerin arasında teknoloji ve dijital platformlar giderek daha fazla yer alıyor.

   

Bu yazıda kendi tecrübelerim ve araştırmalarıma dayanarak dijital platformların (web 2.0 ve web 3.0) ne tür bir zihniyet/mübadele/değer algısı dönüşümü yaratıyor olduğuna dair gözlemlerimden bahsedeceğim. Teoride kalmaması için direkt kurucularından olduğum Zumbara Zaman Kumbarası sistemini örnek vererek başlıyorum:

Zumbara, kişilerin para yerine zaman kullanarak bilgi, beceri, yetenek ve tecrübelerini paylaştığı bir sosyal ağ idi. Bir örnek vermek gerekirse: Mesela Ayşe bana 2 saat boyunca ekolojik deterjan yapımını anlatıyor, karşılığında ben Ayşe’ye zaman kumbaramdan 2 saat ödüyorum. Ayşe bu 2 saatin 1 saati ile Mehmet’ten ‘cv hazırlama’ yardımı alıyor, diğer 1 saat ile de Basri’ye evindeki elektrik tadilatını yaptırıyor… Bu sisteme 50 binin üzerinde kişi üye oldu ve binlerce saatlik paylaşım gerçekleşti.

     

Bu tarz sistemlerde rakamların ötesindeki sosyal etkiyi tam anlamıyla ölçmek kolay olmasa da, en çok duyduğumuz geri bildirimler, ‘güven’, ‘aidiyet’ ve ‘kendi yetilerini keşfetme’ üzerine idi. Bu sistemi kurarken ‘neden çalışmayacağına’ dair uyarılarla karşılaşmıştık; bunların çoğu insanların birbirine güvenmeyeceği, sistemden hizmet alıp sonra hizmet vermek istemeyecekleri gibi genel geçer günümüz sisteminin hikâyelerini ve algılarını içeriyordu. Ancak gördük ki, uygun yapılar oluşturulduğunda, her birimiz inandığımız sisteme ve birbirimize emek verebilme potansiyeline sahibiz, sahip olduğumuz yetileri birbirimizle paylaştıkça zenginleşiyoruz, birbirimize güvenebiliyor, sağlıklı ilişkiler ve topluluklar kurabiliyoruz. (2)

Zumbara, yarattığı sosyal ağ ile web 2.0 örneklerinden bir tanesi. Web 2.0, içeriğini kullanıcıların oluşturduğu pek çok paylaşım ekonomisi örneğinin altyapısını oluşturuyor. Bazı örnekler vermek gerekirse: Türkiye’de de epey aktif olan Airbnb ve Couchsurfing ile bireyler arası kalacak yer paylaşımı; Askıda ne var ve İhtiyac Haritası gibi örneklerle kaynak paylaşımı; Letgo ve Dolap gibi örneklerle 2. el kıyafet ve eşya paylaşımı; Blabla Car, Martı, GO sharing gibi örneklerle çeşitli vasıta paylaşımları yapmak mümkün. Yurtdışındaki Zopa gibi örneklerde ise bireyler birbirlerine çeşitli finansal imkânlar sunuyorlar.

 

Web 2.0 ile kişiler kendilerini farklı ifade alanları buluyor (3), içerik üretiyor, ilgi alanlarına uygun topluluklar oluşturabiliyor veya kamuoyu yaratabiliyorlar. Paylaşım ekonomisi örnekleri ile mülkiyet kavramı dönüşüyor. Otel zincirleri gibi merkezi yapılar, yerini Airbnb gibi ana içeriğini binlerce kullanıcının oluşturduğu yapılara bırakıyor. Tüm bunlar, bireylere bu tarz bir katılımın üzerinden gelir ve itibar yaratmanın, güven oluşturmanın da kapısını aralıyor. Bilgi almanın/vermenin, bir kuruma/yetkiliye ulaşmanın ve örgütlenmenin de yeni formlarının oluştuğundan bahsedebiliriz.

 

Bildiğimiz anlamda merkezi yapıların uğradığı dönüşümden bahsettim, ancak start-up olarak başlayan web 2.0 şirketleri de artık sahip oldukları verinin büyüklüğü ve karar alma mekanizmalarına kullanıcıları dahil etmemeleri sebebiyle yeni merkezi yapılar oluşturmaktalar. Bu anlamda başka neler mümkün, bunun için web 3.0’dan bahsetmek istiyorum. 

Web 3.0, aracılar olmadan merkeziyetsiz bağlantılar kurmaya olanak sağlıyor. Web 3.0’da geliştiriciler, uygulamaları tek bir sunucuda çalıştırmak ve verileri tek bir veritabanında saklamak -yani merkezi mekanizmalar ve otoriteler- yerine, ağı oluşturan herkes tarafından yönetilen blockchainlerde geliştirir ve saklarlar. Bu sayede veriler tek elde toplanmaz. Blockchain’in değiş tokuş mekanizmasının devamlılığını sağlayan güven ve onay için kullandığı mekanizma, akıllı kontratlardır. 

Blockchain teknolojisinin bu kadar çok konuşulması, kripto paralar sayesinde oldu. Bunların ilki olan Bitcoin, aslında devletler ve bankalar dışında üretilen bir paranın, insanlar tarafından benimsenmesi sayesinde çok önemli bir değişimin öncüsü oldu. Bitcoin’in üzerine inşa edildiği blockchain teknolojisinin, önümüzdeki yıllarda etkileşim ve iş yapma biçimlerini değiştireceği öngörülüyor. 

Basit ama çok kullanılan bir örnek vermek gerekirse, dünyada paranın dolaşımının önünde engeller bulunuyor. Bankalar kâr amacı güden mekanizmalar olduğundan, verdikleri kredileri de bu amaç doğrultusunda dağıtıp, parayı bu şekilde üretiyorlar. Bu yüzden para, asıl ihtiyacı olanların eline hiç geçemiyor. Bunun yanı sıra, para göndermek çok maliyetli ve sınır ötesi para transferleri günler alabiliyor. Blockchain teknolojisi sayesinde paranın önündeki bu engeller kalkıyor, WhatsApp mesajı gönderir gibi dünyanın herhangi bir yerindeki bir kişiye istediğimiz miktarda para gönderebilmemiz çok yakında mümkün olacağa benziyor. 

Grafikteki en sol şekildeki (A) orta noktayı bankalar (veya devletler vs) gibi kurumlar olarak düşünebilirsiniz. Burada her iki kişi arasında aracı kurum olarak orta noktada bankalar bulunurken, merkeziyetsiz (B) ve dağıtık (C) ağ yapılarında kişilerin başka türlü örgütlenmeler aracılığıyla veya direkt birbirleri ile etkileşime geçmeleri giderek daha fazla mümkün olacak gibi görünüyor. Bu da tabii daha rahat dolaşım ve çok daha az maliyet demek. Yani, ben Türkiye’deki üretimimi yüksek masraflara maruz kalmadan sınır ötesi alıcılara satabileceğim veya bir işletme olarak kredi kartı ile kabul ettiğim ödemelerde yüksek masraflar ödemek zorunda kalmayacağım ya da yeni bir iş kurarken daha rahat ve daha az masraflı kredi alabileceğim, bu sayede hayallerimi gerçekleştirmek için daha fazla imkâna sahip olabileceğim, gibi. 

Bitcoinin popülaritesinin açtığı yol ve blockchain teknolojisi, çeşitli toplulukların gerçekleştirmek istedikleri amaçlar doğrultusunda, kendi topluluk kripto para birimlerini oluşturarak kendi ekonomilerini kurmalarını ve örgütlenmelerini de sağladı. Bunlara DAO (decentralized autonomus organisation) ismi veriliyor, yani merkeziyetsiz otonom organizasyonlar. Sanat üzerine organize olmuş çeşitli DAO’lar bulmak mümkün, ancak burada son zamanlarda ilgimi çeken bir örnekten bahsetmek istiyorum: ConstitutionDAO.

ConstitutionDAO (Anayasa DAO), Sotheby’s da açık artırmaya çıkan Amerikan anayasasının en eski kopyalarından birini satın almak için örgütlendi. Sotheby’s, İngiltere merkezli bir Amerikan çok uluslu şirketi ve dünyanın en büyük dekoratif sanat, mücevher ve koleksiyon brokerlerinden birisi. ConstitutionDAO, 17 bin kişinin katılımıyla çok az zamanda 47 milyon dolardan fazla para topladı. Bu kadar kişinin bir amaç uğrunda örgütlenebilmesi (ki farklı DAO yapılanmalarında amaçlar değişmekte), bunun için kısa zamanda para toplayabilmesi ve açık artırmayı -maalesef- kazanamadıktan sonra bu para ile ne yapacağına yine hep birlikte karar vermesinin, web 3.0 teknolojisinin sağladığı imkânları değerlendirmek açısından önemli olduğunu düşünüyorum. (4)

Sonuç olarak, her biri ayrı bir yazının konusu olabilecek konuları, okuyucunun da ilgisini çektiği ölçüde, kendisinin araştırabileceği şekilde özetlemeye çalıştım. Dijital platformlar bağlamında yazıda bahsettiğim örnekleri ve hikâyeleri genişletmek ve çoğaltmak çok mümkün. Teknoloji pek çok yönüyle hayatlarımızın artık içerisinde ve giderek hem bizleri hem de yaşayış biçimlerimizi dönüştürecek gibi görünüyor. Para ve değiş tokuş kavramları da bu dönüşümden nasibini alacaktır. Teknolojiye dair her birimizin pek çok hikâye duyduğuna eminim. Duyduğumuz hikâyeler değişirse, dünya değişir. Hangi disiplinden olursa olsun, iş birliği, güven ve kendi armağanlarımızı keşfetme hikâyelerini daha çok duymamızı ve bu tür hikâyelerin bir parçası olabilmemizi diliyorum.

(1) Marcel Mauss, bazı eski dillerde alma ve verme kelimeleri arasında bir ayrım bulunmadığını söyler. Günümüzde bu değişim biçimlerini ayrı kelimelerle anlatıyor olmamız başka bir yazının konusu olabilir.
(2) Zumbara ile ilgili daha fazla bilgi için bu bağlantıyı tıklayabilirsiniz.
(3) Örnek bir içerik için: https://www.evrensel.net/haber/420408/tiktok-isci-sinifina-bahsetmedigimiz-kendini-insa-etme-alani
(4) Daha fazla ayrıntılı bilgi için buraya bakılabilir.